Powered By Blogger

Okuyan Koala 🐨

 




Kitabın Adı: Pericadı
Yazarı: Victoria Bonsyak
Sayfa Sayısı: 152
Yaş Aralığı: 9-11
Yayınevi: Can Çocuk Yayınları

Hepimiz okula başladığımızda illa ki okulu tanıtan bir gezi yapmışızdır. Sınıflar, laboratuvarlar, öğretmenler odası ve tabi ki de kütüphane. Çok az okulda kütüphane vardır. Her okulda nedense göremeyiz. Halbuki okulun olmazsa olmazlarından biridir bana göre kütüphane. 

Daha dördüncü sınıfa giderken kendi kendime keşfetmiştim kütüphaneyi. İlk girdiğim anda hangi kitabı okumaya bir türlü karar verememiş, bir o rafa bir bu rafa zıplayıp durmuştum. Ne çocuksu bir heyecan. Şimdi bu kitabı okuduğumda da anılarım canlandı diyebilirim. Aynı benim gibi dördüncü sınıfa giden bir öğrenciden bahsediyor kitap.

İsmi zaten yeterince şaşırtıcı değil mi? Pericadı. Peri mi yoksa cadı mı? Yazar karar verememiş gibi görünüyor. Ama kitabı elinize alıp okumaya başladığınız anda aslında yazarın kitaba neden bu ismi seçtiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Fazla konuşuyorum yine. Çok da uzatmadan işte kitabın konusu kısaca sizlerle. Budapeşte'de bir ilkokuldayız. Bu okulda 4/D sınıfına giden Laci ise bizim kitapkurdu öğrencimiz. Okul fazlasıyla büyük ve yıllardır da bulunduğu yerde durmakta. Yemekhanesi, sınıfları, koridorlarıyla kocaman. Bir şey eksik gibi sanki. Bir kütüphane. Evet bu okulda bir kütüphane var. Bilin bakalım bu kütüphaneye sadece kim geliyor? Doğru bildiniz: Laci. Neden mi sadece o geliyor? Çünkü kütüphane görevlisi olan kadın yani Aranka Mort yaşlı ve huysuzdur. Diğer öğrenciler de onun bu yönlerinden dolayı değil kütüphaneye gitmek kapısının önünden dahi geçmezler. Kütüphane sorumlusu Aranka Mort'un tek ziyaretçisi Laci'dir. Bir gün Laci'nin kütüphaneden aldığı bir kitabı okuyup arkadaşının da ondan almasıyla işler değişir tabi. Bu arkadaşı hiç kitap okumaz ve  eline Laci'den aldığı Pal Sokağı Çocukları adlı kitap geçince fikri değişmeye başlar. Neden mi dersiniz? Çünkü Laci'nin eşsiz bir yeteneği vardır. Laci kitapları okurken beğenmediği yerler olursa onları farklı bir şekilde hayal eder ve bu hayaller de kitaplarda değişiklere neden olur. İşte Pal Sokağı Çocukları da böyle bir kitaptır. Gelelim Aranko Mort'a. Evet bir kütüphane görevlisi olduğunu söyledik. Ama onun da kendince sırları vardır ve görevini de devam ettirebilmesi için de Laci'ye ihtiyacı vardır. Sizce görevine devam edebilecek mi? En önemlisi de bu kitaptaki pericadı kim?

Yazar kitabı yazarken sanki bizlerle konuşuyor gibidir. Olayların dışında değil de doğrudan hep içindedir. Yeri gelir bize bazı bilgiler verir. Bu bilgileri hikayenin tam orta yerinde kesip bize aktarır. Ama verilen bu bilgiler kitaptan tamamen bağımsız değildirler. Kitapta geçen ve kitabı okuyan çocuğun daha önce o kelimeyi ya da özlü sözü duymamış olabileceğini de düşünerek yer vermiştir bunlara.

''Cep kitabı nedir biliyorsun değil mi? Yani tabii ki ceplerden bahseden kitap değil, cebe girebilecek kitap. Peki ama sen hiç, bir çocuğun cebine girebilecek kitap gördün mü?''

Kitapta eğlenceli kısımlar da mevcut. Yazar her bölüme başlarken bize bölümle ilgili bazı bilgiler veriyor. O bölümü nasıl yazdığını, nerde geçtiğini ve sıkılabileceğimizden bahsediyor. Ara ara sayfalara da espriler sıkıştırıyor. Hani deyimler ve ata  sözleri aslında farklı anlamlara gelir ya bize onları açıklıyor. Bu sözlere tam da küçük bir çocuğun gözünden bakıyor. Hem de kitabı okuyan çocuklara eğitici yönden bir fayda sağlanmış oluyor.

''Oysa planları suya düştü. (Lütfen gerçekten suya düşüp düşmediğini sorma, boşa çıktı yani başarısız oldu.)

''Biz sadece....'' diyerek yardım etmek istedi Dori ama kütüphaneci lafını kesti. (Hayır, tabii ki bıçakla değil, daha neler.... Sen de biliyorsun ki bu bir peri, Harami değil!)

Her şeyiyle tam da çocukların hem okurken eğlenebileceği hem de yeni şeyler öğrenebileceği bir kitap. Hayal gücünün de sonuna kadar zorlanabileceği bir kitap. Aklıma da ne geldi bakın. Siz de çocuğunuzla ya da öğrencilerinizle bu kitabı ya da başka bir kitabı okurken de olabilir Laci gibi davranmaya ne dersiniz? Onun gibi kitapta hoşunuza gitmeyen yerlerde başka şekilde nasıl devam edebilir diye düşünebilirsiniz. Eminim ortaya eğlenceli şeyler çıkar. Denerseniz mutlaka buraya da yazmayı unutmayın. Sonucunu merakla bekliyorum :)

Share
Tweet
Pin
Share
7 Comments


Kitabın Adı: Bay Rüzgar ve Bayan Yağmur
Kitabın Yazarı: Paul de Musset
Sayfa Sayısı: 132
Yayınevi: Can Çocuk Yayınları
Yaş Aralığı: 8-11
Türü: Roman

Jean Pierre adında yoksul bir değirmenci vardır. Geçimini değirmende öğüttüğü tahıllar ve bahçesinde yetiştirdiği sebzeler ile sağlamaktadır. Ancak değirmeni öyle bir yerde bulunur ki ne rüzgar iyi esmektedir ne de fazla yağmur yağmaktadır. Böyle böyle yoksulluk içerisinde geçer günleri. Yaşı da yavaş yavaş ilerlemeye başlayınca Claudine adında bir kadınla evlenir ve bir erkek çocukları olur. Ancak çok geçmeden kadın hastalanır ve elde avuçta olan para da ona gider. Artık büsbütün yoksulluk çekerler. Günler böyle birbirini kovalarken bir akşam şiddetli bir rüzgar eser. O esnada karısı ve oğlu uyumaktadır. Zaten her tarafı dökülen evin kalan yerleri de dökülmek üzeredir. Birden içeriye meleğe benzeyen bir adam girer. Bu adam Bay Rüzgar'dır. kendisinden bir sandalye ister dinlenmek için. Uzak diyarları dolaşıp geldiği için yorgundur. O gittikten sonra arkasından şiddetli bir yağmur gelir. Bu defa gelen de Bayan Yağmur'dur. O da aynı Bay Rüzgar gibi dinlenmek için bir sandalye ister. Her ikisi de giderken bir ihtiyacı olduğunda kendi yaşadıkları yere gelebileceklerini söylerler ve giderler. Yavaş yavaş değirmencinin işleri düzelir. Artık değirmeni döndürecek rüzgar ve sebzelerin de yetişmesi için yağmur vardır. Ancak bu yeni kurdukları düzen de bir yere kadardır. Bağlı olduğu Baron'un eve gelmesiyle her şey değişmeye başlar. Sizce bizi nasıl bir son bekliyor olabilir?

Kitabı okurken fazlaca eğlendim ve öyle ki tek oturuşta bitirdim. Bir çocuk olsam da eminim severek okurdum. Karakterleri fazlasıyla ilginçti ve biraz da İngiliz tarihinde esinlenilmişti. Dili de öylesine sade bir biçimde oluşturulmuş ki kitabı rahat bir şekilde okuyabiliyorsunuz.

Kitapta hemen hemen her sayfada resimler mevcuttu. Bu da okurken hem karakterleri ve olayları zihnimizde canlandırmamızı kolaylaştırıyor hem de kitabı okurken sıkılmamamızı sağlıyor. Zaten resimlemeler de ilgi çekici. Bu yaşlarda bulunan çocuklar için daha çok doğa üstü olan resimler ilgi çekici oluyor. Okuma istekleri daha da artmış oluyor. Çocuk kitaplarında yaşa göre yazı ve resimde oranlamalar vardır. Yaş ilerledikçe resim oranı düşer ya da kaybolur. 8-11 yaş aralığındaki çocuklarsa en şanslıları bana kalırsa. Hem kitaplar hem de resimler fazlasıyla ilginç olabiliyor.

Sınıflar arası ayrım net olarak verilmiş. Sanırım yazarın yaşadığı dönemde sınıflar arasında bu şekilde net bir ayrım söz konusuymuş. Baronlar daha doğrusu piramidin tepesinde bulunan o zengin ve unvan sahibi insanlar, halk ve kendileri arasında net bir şekilde sınır çekmişler. Bu yüksek tabakadan olan insanlar halkı kendine bağlamışlar ve onlardan yüksek miktarda vergiler almaya çalışmışlardır. Zaten yoksul olan insanlar iyice yoksulluk çeker duruma gelmişlerdir. 

İnsanın aç gözlülüğü her yerde her dönemde. Bu aç gözlülük ile ilgili kitapta karşımıza Baron ve değirmencinin karısı çıkıyor. Her ikisi de tamamen aynı davranıyor. Aç gözlülüğün zenginlik ya da yoksulluk ile ilişkisi cidden yok. Baron zengin ama hala daha fazlasına en çok onda olmasına hatta tek kendisinde olmasına çabalıyor. Değirmencinin karısı ise elindeki emekle kazanılmış az paraya değer vermektense daha fazla sahip olma peşinde.

Kitapta sevmediğim bir nokta kadınların dedikoducu olarak gösterilmesi. Halbuki erkeklerin de kadınlardan aşağı kalır bir yanı yok. Dedikodunun da başa neler getirdiği ortada. Kime iyilik olmuş ki iyilik bekliyoruz. Değirmencinin karısı dedikodu yapmaktan hiç geri durmuyor. Hatta sırf bu yüzden her şeylerinden oluyorlar. Elde avuçta olan paradan ve Bay Rüzgar ile Bayan Yağmur'un onlara verdiği değerli hediyelerden.

Kitapta sevdiğim yerlerden birisi kitap içinde kitap olmasıydı. Evet bu bir roman ama içerinde de bir tiyatro metni bulunuyordu. Tabii öylesine değil, kitapla bağlantılı olarak yer verilmişti. Düğüm bölümünün asıl olaylarından birinde yer alıyordu. Değirmencinin oğlu Baron'un evine tiyatro canlandırmak için gidiyordu ve orada okuyordu bu metni de. Bir türün içerinde çocuğa başka bir türün de aşılanması bana kalırsa fazlasıyla eğitici. Bir taşla iki kuş vurmuş oluyoruz. 

Kısacası  birçok eğitici yönü bulunan bir kitap. Ancak bana kalırsa yaş düzeyi biraz daha ileri olabilirdi. Mesela 10-12 gibi. Çocukların anlam kurmasında ve bazı değerleri öğrenmesi açısından önceki yaşların daha erken olduğunu düşünüyorum. Onun dışında gerek konusuyla gerek karakterleriyle güzel bir kitaptı. Çocuklarınızın okuması için kitap arıyorsanız mutlaka aklınızda bulunsun. Hatta daha fazla kitap için https://www.cancocuk.com/ bu adrese tıklayıp yaş aralığına göre kitaplara ulaşabilirsiniz. Tekrar görüşmek dileğiyle...


 

Share
Tweet
Pin
Share
2 Comments

 


Kitabın Adı: Martıya Uçmayı Öğreten Kedi

              Yazarı: Luis Sepulveda

              Sayfa Sayısı: 112

              Yayınevi: Can Çocuk Yayınları

              Yaş Aralığı: 8-11

              Türü: Öykü

 

Merhaba herkese. Bugün yeniden bir çocuk kitabı ile geldim. Bu aralar nedense buna takmış durumdayım. Sanırım büyüklerin o kasvetli dünyasından sıyrılıp çocukların o masum ve temiz dünyalarında olmak bana iyi geliyor. Kime iyi gelmez ki? Elime bir çocuk kitabı aldığımda bitirmeden bırakamıyorum. Konuları da hem bambaşka. Hele bir de çizimler ile dolu olduğu zaman tadından yenmez. Bu yüzden Can Çocuk Yayınları’nın kitaplarını okumaktan zevk alır oldum. Hem kitapların basımı çok güzel hem bol bol çizimlerle dolu. Üstelik çocuklarınız için istediğiniz yaş aralığında ve konuda kitaplar da bulabiliyorsunuz. Aşağıya sitenin linkini incelemeniz için bırakıyorum.

Gelelim kitabımızın konusuna. Kitabın konusu genel itibariyle çevre bilincini kazanma ve yaşadığımız dünyada sadece bizim olmadığımızı fark ettirme. Biraz arkadaşlık biraz da dayanışma. Kuzeyde gemilerden okyanusa dökülen petrollerden birçok canlı zarar görmektedir. Martı Kengah da onlardan biridir. Petrole bulanır ve zor da olsa karaya ulaşmayı başarır. Ancak ölmek üzeredir. Bir evin balkonuna kendisini zor atar. Orada Zorba adında bir kedi ile karşılaşır. Ölmeden önce bir yumurta yumurtlar ve bu yumurtayı da Zorba’ya emanet eder. Ölmeden Zorba’dan üç söz ister. Bunlar: Zorba’nın yumurtayı yememesi, yavru doğana kadar onu sıcak tutup göz kulak olması ve ona uçmayı öğretmesidir. Sizce Zorba martıya verdiği sözleri tutmakta başarılı olabilecek midir? Okuyup görmeye ne dersiniz.

Bu kitap 12 dile çevrilmiş güzel bir dostluk öyküsü aslında. Birbirinden tamamen farklı olan iki canlının dostluğu hem de. İki farklı canlının birbirine gösterdiği o dostlukla mucizelere şahit oluyoruz. Çocuklara birçok güzel davranış aşılıyor diyebiliriz. Dünyada sadece bizim yaşamadığımız, verilen sözlerin tutulmasının ne kadar değerli olduğu, bir elin nesi var iki elin sesi var atasözünün aslında ne kadar da kıymetli olduğu ile ilgili ve daha bir sürü şey.

Hikâyenin tamamında hayvanlar yer alıyor. Özellikle de kediler. Bunun yardımıyla da doğa ve hayvanlar hakkında bir sürü şey öğrenmeye fırsatımız oluyor. Onların dünyasına adım atıyoruz ve onların gözünden kendimizi görme fırsatı elde etmiş oluyoruz. Bence bu fazlasıyla zor bir şey bir yazar için. Farklı bir canlının gözünden bizim dünyamıza ışık tutmak.

Kitapta harika çizimler var. Bir yandan okurken bir yandan da çizimleri gördükçe olayı gözünün önünde canlandırmak o kadar gerçekçi bir hal alıyor ki. O yaştaki çocuklar zaten belirli oranda resim ve yazı olan kitaplara yönelirler. Ne saf yazı ne de saf resim olan kitaplar onların ilgilerini çeker. Bu yüzden bu yayınevinden çıkan çocuk kitapları daha çok ilgi çeken türden. Ama maalesef bizim toplumuzda çocuk kitaplarını okuyan çocuk çok az. Ne aile bu konuda duyarlı ne de çocukları yönlendirecek doğru düzgün birileri. Bu yüzden çocuklar için bu kadar çabalayan yayınevlerini görmek beni fazlasıyla mutlu ediyor.

Kitapta insanların çevreye verdikleri zararları anlatarak başlıyor yazar. Bir millet olarak değil genel olarak bakıyor olaylara. Düşüncesizce etrafa verdiğimiz zararların sonuçlarına aldırmıyoruz bile. Bize ucu dokunmayacak gibi davranıyoruz. Daha yeni yeni bunlar için bir şeyler yapılıyor. Ancak daha yıllar öncesinde yazılmış bu kitap ve biz ne kadar da yavaşız bir şeyleri değiştirmek için. Çocuklara bunu daha erken yaşlarda kavratarak geleceğe bir ışık yakıyor aslında yazar. Bizim değiştiremediğimiz o dünyayı belki de onlar değiştirecek. Bizim için de geç değil. Aslında hiçbir şey için geç değil. Sadece hareket etmiyoruz o kadar ve birlik olmuyoruz. Bir kişi tek başına belki birçok şeyi yapmakta zorlanabilir. Ama ne demişler birlikten kuvvet doğar. Bir şeylerin değişmesi için bir kişi yetmez. Milyonların çabalaması gerek.

Kitaptan Bazı Alıntılar:

·         Yalnızca cesaret edenler uçabilir.

·         Bazen bazı insanları çıldırıp çıldırmadığını soruyorum kendime, okyanusu kocaman bir çöplük haline getirmeye çalışıyorlar.

·         Bir kuşa uçmayı öğreten gökyüzü, öğretemedi insanlığa mavinin kudretini!

·         Bize benzeyenleri kabullenmek ve sevmek çok kolaydır ama farklı biriyle bu çok zordur.

 

Share
Tweet
Pin
Share
4 Comments


Kitabın Adı: Matilda

              Yazarı: Roald Dahl

              Sayfa Sayısı: 256

              Yayınevi: Can Çocuk Yayınları

              Yaş Aralığı: 9-12

              Türü: Roman

 

Merhaba herkese. Bugün hem büyüklerin hem de çocukların mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm ve bir o kadar da çocuklarınıza hem kitap sevgisi kazandıracak hem de onların hayal dünyasını geliştirecek bir çocuk kitabı tanıtmaya geldim sizlere. Ben severek okudum ve hızlıca da bitti. Mesleğim gereği çocuk kitapları okumayı kendime bir görev biliyorum. Böylece hem çocuklar için doğru kitabı seçebiliyor hem de kendi okuma serüvenime de yeni bir kitap eklemiş oluyorum. Bugünkü o kitaplardan birisi de Matilda. Kitap üçüncü sınıf seviyesinden itibaren okunabilir. Zaten kitabın ana karakteri olan Matilda da yaşı küçük bir çocuk. Bu yüzden çocuğun kendisi ile özdeşleştirmesi de zor olmayacaktır. Özellikle bu yaştaki çocuklara kitap okuma sevgisini kazandırmak için etkili bir kitap da. Çocuğa bir beceriyi kazandırmak için o beceriyi seveceği etkinlik yapmak daima daha etkilidir o konu hakkında bilgi vermektense. Ben bu konudan yanayım. Sözü daha uzatmadan içeriğinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Her şey daha Matilda üç yaşındayken başlar. Anne, babası ve abisi ile yaşar Matilda. Anne ve babası son derece ilgisiz ve televizyon düşkünü bir yaşam sürdürmektedirler. Evlerinde asla kitap yoktur. Akşamları yemeği hani şu yurtlarda bir zamanlar vardı bölmeli tepsiler var ya o tip tabaklarda televizyonun önünde yerler. Anne ve baba tek bir çocukları varmış gibi davranmaktadır. Baba bu durumu daha baskın göstermektedir. İşte böyle bir aile ortamında yaşamaktadır Matilda. Evde bulduğu babasının dergileri ve gazeteler ile daha üç yaşında iken okumayı kendi kendine öğrenir ve daha çok okuyabilmek kütüphaneye gidip gelemeye başlar. Kitapları bir çırpıda bitirir. Ama hala annesi ve babası için bir baş belasıdır her ne kadar bir şey yapmasa da. Bir gün aklına bir fikir gelmesi ile ailesinin kendisine olan davranışlarını değiştirmekte bir yol açacağını düşünür. Asıl olaylar da buradan itibaren başlar ve onun okula başlaması ile de devam eder maceraları.

Öncelikle Matilda tam bir kitap kurdu. Okumayı kendi kendine öğrenmesi, kütüphaneye gidip kitapların hepsini okuması öylesine hayranlık verici ki anlatamam. Resmen okurken özendim diyebilirim. Evet aile yönünden şanslı olmayabilir ama en azından kendi çabasıyla gidebileceği bir kütüphane var ve bana kalırsa bu müthiş bir şey.


Anne ve babasının son derece ilgisiz ve ona karşı sert bir tavırlarından olduğundan bahsettik. Kimi aileler vardır sadece tek bir evladı varmışçasına davranır ve onun her hatasını affedip her şeyiyle ilgilenirler. İşte o da böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk. Aile oğullarına karşı iyi davranırlarken söz konusu kızları olunca ilgisiz ve son derece sert olabiliyorlar. Evde o konuşunca azarlıyorlar. Bir şey bilemeyeceğini düşünüyorlar. Ayrınca Matilda’nın babasında şöyle bir düşünce yapısı var. Kız çocuklarını daha doğrusu kızlara karşı. Onların bir şey bilemeyeceğini düşünür ve küçümseyici bir şekilde yaklaşır. Hatta bir olayda şöyle bir diyalog geçer:

‘’Bırak palavrayı!’’ diye bağırdı baba. ‘’Tabii ki baktın! Bakmış olmalısın. Dünyada hiç kimse doğru cevabı öylece veremez, hele hele bir kız çocuğu!....’’

Görüldüğü gibi babanın küçük kıza olan tavrı bellidir. Ancak kitabı bitirince de fark ediyorsunuz ki bu yukarıda bahsettiğimiz yanlış tutum yazar tarafından eleştiriliyor ve Matilda çok zeki bir kız olarak her şeyin üstesinden geliyor. Bir kızın neler başarabileceğini gösteriyor ve babanın yüzüne bu gerçeği adeta bir tokat gibi vuruyor.

            Kitapta çocuklara düzgün davranmayan büyüklerin başına neler geldiğini de görüyoruz. Dikkate alınmayan Matilda ya da öğretmenin öğrencilere olan tavırlarından artık hoşlanmayan Lavender’de bu durumu en net şekilde görüyoruz. Bir çocuğun kendini kabul ettirmek için çırpınışları belki de. Aslında çoğu ailenin farkında olmadığı bir durum. Kitapta bu şekilde bazı eleştiriler var bana göre ve o yaştaki çocukların kendinden büyükler tarafından kabul edilmelerinin de ne kadar önemli olduğunun üstüne basıyor.

            Kitabı okurken bir sürü resim karşılıyor bizi. Daha kitaba başlamadan bir karakter tanımı verilmiş bize. Onların isimleri ve resimleri. Bence bir kitaba başlamak için çocuğun ilgisini çekmek için daha ne olabilir ki. Kitabı okurken yer yer devam ediyor zaten resimler. Olaylarla bağlantılı bir şekilde tabii ki. Resimlemeleri ben çok beğendiğim. Güçlü bir çizim ve harika bir hayal gücünün birleşimi. Böylece çocuklar kitabı okurken hem okur hem de resimlerine dikkat edebilirler. Hem sıkılmamış da olurlar. Yazı boyutu da minicik değil. Tam okumalık türden.


İlerde öğrencilerime okutmak istediğim kitapların arasına çoktan girdi bile. O günleri merakla bekleyerek yazıyorum bu yazıyı. Umarım siz de kardeşlerinizle, torunlarınızla, çocuklarınızla veya öğrencilerinizle severek okursunuz.  

İşte Size Kitaptan Birkaç Alıntı

·         Bir şeyin üstesinden gelmek istiyorsan, hiçbir şeyi yarım yamalak yapma. Cüretli ol, sonuna kadar git.

·         “Tanrı aşkına söyler misin, TV’nin ne eksiği var? Altmış iki ekranlı güzel bir TV’miz var ve sen gelip benden kitap istiyorsun! Kızım, iyice şımarıyorsun artık sen!”

·         "Biraz Dickens ya da Kipling okumuş olsalar, hayatta insanları aldatmaktan ve televizyon seyretmekten başka şeyler olduğunu kısa sürede keşfedebilirlerdi. "

 


Share
Tweet
Pin
Share
2 Comments

 


Merhaba blog sakinleri. Nasılsınız? Ben pek de iyi değilim. Hayatımda yolunda giymeyen ve beni derinden etkileyen olaylar olmaya devam ediyor. Bu yüzden de bu ay fazla aktif olamadım ve fazla sayıda da kitap okuyamadım. Ama en azından biraz da olsa okumuşum. Fazla uzatmadan kitaplarla sizleri baş başa bırakıyorum. Umarım okuduklarım sizler için bir öneri olur da siz de okursunuz. Eğer okuduklarınız varsa da düşüncelerinizi aşağıda belirtebilirsiniz. Kitap okuma grubu da kurmak istiyorum. Her hafta bir kitap belirleyip okuyabiliriz. Ne dersiniz? Cevaplarınızı bekliyorum.


1.      Boyalı Peçe/W. Somerset Maugham

1920 yıllarda Londra ve Hong Kong’da Kitty adındaki bir kadının kendi benliğini bularak uyanışını gerçekleştirdiği bir eserdir. Kitty annesi tarafından sosyal statü dikkate alınarak evlilik yapması için yetiştirilmiş genç bir kızdır. Zaman geçer ama hala kendi istediğine göre birisini bulamaz. Artık bu umutsuz durumdan kurtulmak için de Hong Kong’da yaşayan ve bakteriyolog olan Walter ile evlenir. Bu mecburiyetten doğan evlilik bir ihanet ile sonuçlanacaktır. Ancak birçok yaşanan olaylar ile de Kitty kendini bulmaya uyanışını gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşacaktır.

https://kitap28.blogspot.com/2021/06/boyal-pece-w-somerset-maugham.html


2.      Pinokyo/Carlo Collodi

            Geppetto isminde bir marangoz vardır. Bu marangoz bir gün arkadaşı olan Antonio’dan kukla yapmak için bir odun parçası ister. Arkadaşının verdiği odun parçasından bir kukla yapar ve adını da Pinokyo koyar. Pinokyo tamamlandıktan sonra gülüp etrafta koşmaya başlar. Aşırı yaramaz ve enerjik bir kukladır. Geppetto ustanın hiç çocuğu yoktur. Pinokyo artık Geppetto ustanın oğlu olmuştur. Babasına her zaman uslu olacağına dair sözler verse de durmadan yaramazlık yapar ve başını belaya sokar. Bu yaramazlıkları ile başına türlü türlü olaylar gelir bu tek hayali gerçek bir çocuk olmak olan kuklaya.

https://kitap28.blogspot.com/2021/06/pinokyocarlo-collodi.html


3.      Doktor Moreau’nun Adası/H. G. Wells

             Olaylar Edward Prendick etrafında gelişir. Prendick yaşadığı bir gemi kazası sonucunda başka bir gemideki Montgomery tarafından kurtarılır. Bu adam ile tanışması onun bundan sonra yaşayacaklarının ilk adımıdır. Montgomery yanında birkaç adam ve hayvanla volkanik bir adaya gitmektedir. Bu adada yaşayan kimse yoktur. Montgomery, Prendick’i yanında mecburen adaya götürmek zorunda kalır. Montgomery bu adada Doktor Moreau’nun deneylerine yardımcı olmaktadır. Doktor Moreau ise bir zamanlar yaptığı deneyler nedeniyle dışlanmıştır ve bu adada kendi kendine bazı deneyler yapmaktadır. Bu deneyler önceki deneylerinden fazlasıyla farklıdır. Deneylerinde belli canlıların dokularını ve organlarını keserek başka bir canlıya yerleştirerek yeni baştan bir canlı yaratmaya çalışmaktadır. 

https://kitap28.blogspot.com/2021/06/doktor-moreaunun-adash-g-wells.html


4.      Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın/J. Tanizaki



Farklı ülkelerin edebiyatlarına olan ilgim her gün daha da artıyor. Bu eser de Japon edebiyatından. Eğer siz de bu tip farklı ülkelerin edebiyatlarına merak duyuyorsanız Jaguar Yayınları’nın sitesine mutlaka bir göz atın derim. Şozo ve Şinako evli bir çifttir. Ancak Şozo’nun annesi nedeniyle ayrılırlar ve yakın bir akrabası olan Fukuko ile evlenir Şozo. Bir gün Şinako’dan bir mektup gelir. Yuvası dağılan bu kadın giderken bir tek şey bile almamıştır evden. Mektupta ise istediği tek bir şey vardır. O da Lili ismindeki kedi. Şozo bu Lili ismindeki kedisine adeta tapar. Hayatlarının en derin yerlerinde bulunan bu değerli varlığı istemesine anlam veremez. Altında bir neden aramaz. Ama aslında çok masumca görünen bu isteğin arkasında bambaşka bir gizem saklıdır.


5.      Hasretinden Prangalar Eskittim/Ahmed Arif


Hangimiz şiir sevmez ki. Ben şiir okumaktan büyük zevk almışımdır hep. Hatta bir şiir defterim bile var beğendiğim şiirleri yazdığım. Ahmed Arif de onlardan birisi işte. Tekrar tekrar okuduğum şiirleri vardır. Her bir mısrası beni ayrı etkiler. Hasretinden Prangalar Eskittim isimli kitabı şairin tek kitabıdır. Nedense bu beni hep üzer. Daha fazla şiirini okumak istemişimdir hep. Ama anlarsınız ki o tek kitap bile insana neler hissettirir. Kitaptaki en sevdiğim şiiri Cem Karaca tarafından da seslendirilmiş olan Ay Karanlık isimli şiiridir.


6.      Şimdiki Çocuklar Harika/Aziz Nesin


Aziz Nesin’in hem çocuklara hem de büyüklere yazdığı kitabı. Kitap Ahmet ve Zeynep adında iki çocuğun mektuplarından oluşmaktadır. Bu iki arkadaş bir zamanlar aynı okuldayken Zeynep’in babasının işi nedeniyle farklı şehirlerde yaşarlar. Ahmet İstanbul’da, Zeynep ise Ankara’dadır. Bu aralarındaki mektuplaşmalarla Aziz Nesin çocukların annelerini, babalarını, öğretmenlerini ve çevreyi nasıl gördüklerini anlatır. Kitapta büyükler çocukların gözüyle sunulur ve çocuklara bazı konularda öğüt verir. Büyükler çocuklarını anlamak için, küçükler ise kendilerini nasıl savunmaları gerektiğini öğrenmeleri için mutlaka okumalıdır bence.

Share
Tweet
Pin
Share
8 Comments

 

Kitap: Pinokyo

Yazar: Carlo Collodi

Sayfa Sayısı: 197

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 


Merhaba, uzun bir süredir (bana bayağı uzun geldi nedense) buralarda yoktum. Gerek özel hayatımda gerek işle ilgili birçok şey yaşadım. Her yaşadığım şey ise bende birçok değişimlere neden oldu. Burada oturup bunları anlatmayacağım tabi ki de. Tabi isterseniz bunu ayrı bir yazı olarak da paylaşabilirim. Orası size kalmış yani. Hayat hızlı geçiyor diyebilirim kısaca. Bu koşuşturmalar arasında da kitap okumayı ve film izlemeyi de hep ihmal ettim. Ama kısa bir süre içerinde yeniden o eski formuma dönebilirim umarım. Bugün bir başka kitap hakkında konuşacağız. Hem çocuklar hem de büyükler tarafından sevilen ve mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap: Pinokyo. Kitap hakkında konuşmaya başlamadan önce. Kısa bir şekilde konusuna değinelim.

Geppetto isminde bir marangoz vardır. Bu marangoz bir gün arkadaşı olan Antonio’dan kukla yapmak için bir odun parçası ister. Arkadaşının verdiği odun parçasından bir kukla yapar ve adını da Pinokyo koyar. Pinokyo tamamlandıktan sonra gülüp etrafta koşmaya başlar. Aşırı yaramaz ve enerjik bir kukladır. Geppetto ustanın hiç çocuğu yoktur. Pinokyo artık Geppetto ustanın oğlu olmuştur. Babasına her zaman uslu olacağına dair sözler verse de durmadan yaramazlık yapar ve başını belaya sokar. Bu yaramazlıkları ile başına türlü türlü olaylar gelir bu tek hayali gerçek bir çocuk olmak olan kuklaya.

Kitapta önceliklere hayvanlara bilgelik vasfı verilir. Pinokyo’ya yol gösteren ve onun davranışlarının şekillenmesinde daima onlar etkili olurlar. Ancak hiçbir zaman onları dinlemez ve kendi bildiğine okur hep. Burada aslında bize bir çocuğun davranışlarını yaparken birini dinlemeden kendi bildiğini yaptığı sezdirilir. Bu davranışı ile Pinokyo her zaman kendi bildiğine gider ancak yaşadığı şeyler de ona bir ders olur ve onun ileride yaşayacağı olaylarda ona yol gösterir. Yaşanan her şeyin insana bir şeyler kattığını buradan görebiliriz. Dediğim gibi yolculukları sırasında karşısına türlü hayvanlar çıkar. Bunlardan birisi de ateş böceğidir. Evden kaçan Pinokyo’ya ateş böceği eve dönmesi için türlü öğütlerde bulunur. Tabi Pinokyo onu dinler mi? Dinlemez.

‘’Ana babasına karşı gelen, huysuzluk yapıp baba evinden ayrılan çocukların vay başına geleceklere! Dünyada rahat yüzü görmeyecekler, acı acı da pişman olacaklardır er geç.’’ (s. 14)

Yazar kitabında kötüleri sık sık eleştirmiştir. Bunu da tilki ve kedi adı verilen iki dolandırıcı üzerinden yapmıştır. Ayrıca bu karakterler üzerinden de insanlara kötülük yapan kimselerinin sonunun nasıl olacağını da okuyucuya sunmuştur. Bunun dışında toplumda yer edinmiş bir meslek grubu olan doktorluğu da eleştirir. Pinokyo hasta olduğunda yanında üç tane doktor vardır ancak hiçbiri onu iyileştirmek için çabalamaz. Daha çok saçma bir şekilde konuşurlar ve diğerinin fikrine karşı çıkarlar.

‘’Kukla bütünüyle ölüdür, ama bir talihsizlik eseri ölü değilse, bu onun yaşadığını gösterir.’’

‘’Bana kalırsa, kukla sağdır. Ama bir talihsizlik eseri sağ değilse, bu onun gerçekten ölü olduğunu gösterir.’’

Kitapta çocuklar için uygun olmayan sahneler de var tabi ki. Bu yüzden eğer çocuklarınızın da bu kitabı okumasını istiyorsanız çocuklar için sadeleştirilmiş bir şekilde basan yayınlar da bulunmakta. Uygun olmayan sahne ise tilki ve kedinin Pinokyo’yu bir ağaca asma sahnesi. Ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide Pinokyo’nun çırpınışı. Çocukların özellikle de küçük yaştaki bir çocuk için uygun kaçmaz. Buraya örnek bir kitap kapağı bırakıyorum. Buradan da okuyabilir çocuklar.


 

Kitapta çocukların özellikle dil gelişimlerine katkı sağlayan birçok ister atasözü deyin ister özlü söz vardı. Bu sözleri yeri gelince Pinokyo yeri gelince de çeşitli hayvanlar söylüyordu. Bu sözler Pinokyo bir olayı yaşamadan önce ve yaşadıktan sonra bize sunuluyordu. İşte bazıları:

·         Çalınmış para yaramaz insana.

·         Şeytanın unu hep kepek çıkar.

·         Komşunun ceketini çalan gömleksiz kalır.

           Görüldüğü gibi kitap em büyükler için hem de çocuklar için yazılmıştır adeta. Herkesin okuyup da kendine bir şeyler katacağı bir kitap. Ayrıca çocukların davranışlarının sonucunda neler olacağını birinci elden yaşantı olmadan da öğrenebileceği bir eser. Hazır yaz tatili de gelmişken çocuklarınızla birlikte okuma yapmaya ne dersiniz. Kitapla kalın sevgili okurlar…..

 

Share
Tweet
Pin
Share
10 Comments


 

            Kitabın Adı: Kitaplardan Korkan Çocuk

            Kitabın Yazarı: Susanna Tamaro

            Sayfa Sayısı: 48 sayfa

            Sınıf Düzeyi: 2, 3 ve 4. Sınıf

     Çocuğa Kazandıracakları: Farklı Düşünme, İletişim Okul Yaşamı, Olumlu ve Olumsuz Davranışlar

 Merhaba bugün bir çocuk kitabıyla geldim. Küçük Leopoldo'nun dünyasını ziyaret etmeye hazır mısınız? Ben çoktan ziyaret ettim ve özellikle ilkokul döneminde olan 2, 3 ve 4. sınıf öğrencileri için harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Özellikle de okumayı artık öğrenmiş ve kitaplara yöneltilmesi gereken o mini mini ikilerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Hazır okumayı öğrenmişken kitap sevgisini de aşılayacak bir kitap hiç de fena olmaz hani. Elbette çocukların daha önceleri kitaplarla tanıştırılması gerektiğini düşünüyorum. Ama maalesef pek de mümkün değil. Bunu başaramasak bile ne kadar erken onları kitaplara yöneltirsek o kadar iyi olacağını düşünüyorum.



Kitabın içeriği hakkında kısaca söz edecek olursak: Leopoldo 8 yaşında üçüncü sınıf öğrencisidir.  Koşmayı çok sever. Koşmaya her ne kadar vakti olmasa da farklı yerlerde koşmak istemektedir. Zaten kitabın başında da doğum gününde ailesinin ona spor ayakkabısı alacağını düşünerek heyecanlanır. Böylece istediği gibi koşabilecektir. Ailesi ise diğer ailelerden farklıdır. Çocuğunun isteklerini dikkate almazlar. Tüm gün evde kitap okurlar. Ki Leopoldo diğer arkadaşlarının ailelerine özenmektedir.

“Pek çok sınıf arkadaşı hafta sonları anne babasıyla kırlara gidiyordu, ama o hiç gitmemişti. Annesi de babası da kent dışına çıkmayı sevmiyorlardı. Annesi farelerden ve örümceklerden korkardı, babası da öyle tembeldi ki bütün boş zamanlarını evde kitap okuyarak geçirmeyi yeğliyordu.” (s.8)

Sekizinci yaş doğum gününde ise ailesi ona bir çift spor ayakkabı yerine kitap almışlardır. Bana göre Leopoldo için sınır noktası budur. İşte o anlardan itibaren kitaplardan nefret etmeye başlar. Anne ve babası bu durumu anlamayacak kadar kördürler. Zaten ilgisiz bir ebeveyn olduklarını da belirtmiştim.

“Sekiz yıl birlikte yaşadıktan sonra annesiyle babasının oğullarının kitaplarla hiç ilgilenmediklerini anlamamış olmaları ona olanaksız görünüyordu. Onlar kitap seviyor olabilirlerdi, tamam ama bu nedenle oğullarının da kitaplara bayılması gerekmiyordu ki! Kara lekelerle dolu beyaz kâğıtlara bakar bakmaz, sanki atlıkarıncaya binmiş gibi başı dönmeye başlıyordu.” ( s.10)

İşte o atlıkarıncaya binmiş gibi başının dönmesini de ileriki sayfalarda öğreniyoruz. Okursanız öğrenirsiniz. Çünkü bu bir sır.

Leopoldo’nun bu kitaplara olan nefreti ve korkusu onu farklı maceralara yöneltir. Hem onun yukarıda bahsettiğimiz baş dönmesinin nedenini öğrenir hem de kendisine yeni bir arkadaş edinir. Kitabın devamında neler olduğunu merak ediyorsanız da etmiyorsanız da okumanızı tavsiye ederim. 



Şimdi de biraz kitabın genel içeriği hakkında biraz konuşalım. Kitabın ilkokul düzeyindeki öğrencilerin okumaları için uygun olduğu söyledim ki gerek dil ve anlatımı gerekse kişiler arası diyaloglar gayet açık ve anlaşılır şekilde yazılmış. Ayrıca kitapta birçok resim de var. Bir kitaptaki resim ve yazı oranı çocuğun o kitaba yönelip yönelmeyeceğini de gösterir. Bence bu kitabı bir çocuk okurken sıkılmadan ve merak ederek okuyacaktır.

Aile ile çocuk arasındaki iletişimin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Leopoldo’nun anne ve babasının ona karşı ilgisizliği onun hem bir rahatsızlığı olduğunu görmelerini engelliyor hem de çocukları ile aralarındaki iletişimin kopmalarına neden oluyor. Kitabı her şeyin önüne koyup çocuğu bir robotmuş gibi düşünerek istediklerini yaptırmaya çalışıyorlar. İşin üzücü tarafı ise daha oyun çağında olan bir çocuğun oyun oynaması gerekirken türlü baskılarla oyundan uzaklaştırılması.

Kitapta bir de arkadaş edindiğinden bahsettim. Asıl kilit nokta bana kalırsa bu arkadaştır. Leopoldo’nun kitaplara olan nefretinin sevgiye dönüştürülmesinde ve ailenin çocuğa karşı olan ilgisizliğinin ilgiye dönüşmesinde büyük bir rol oynar. Öyle ki onun yarım kalmış bir kitabı vardır. Leopoldo o kitabı onun için okuyabileceğini söylediğinde her şey fark edilir. Leopoldo için bir dönüm noktası. Ayrıca da bir ders niteliğinde. Bazı şeylerin kaybedilmeden yapılması gerektiği ile ilgili özellikle de.




Share
Tweet
Pin
Share
2 Comments
Older Posts

İzleyiciler

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Hakkımda

Merhaba! Bloğuma hoş geldiniz ben Gizem. Türkçe Öğretmeniyim. Bu blogda izlediğim animelerin, dizilerin, filmlerin ve okuduğum kitap ve dergilerin incelemelerini paylaşacağım. Şimdiden keyifli okumalar.

Kategoriler

  • Anime (2)
  • Blogger Kitap Kulübü (1)
  • Blogları Canlandırma Projesi (5)
  • Film İncelemesi (6)
  • Kitap İncelemesi (25)
  • Okuduklarım (7)
  • Çocuk Kitapları (7)
  • Öykü (3)

Blog Arşivi

  • Aralık 2025 (1)
  • Temmuz 2023 (1)
  • Ocak 2023 (2)
  • Aralık 2022 (1)
  • Ekim 2022 (1)
  • Eylül 2022 (1)
  • Ağustos 2022 (4)
  • Temmuz 2022 (1)
  • Eylül 2021 (1)
  • Ağustos 2021 (6)
  • Temmuz 2021 (7)
  • Haziran 2021 (5)
  • Mayıs 2021 (11)
  • Nisan 2021 (7)
  • Mart 2021 (6)

Created with by ThemeXpose